Ana SayfaTOPLUMYeni Neslin Dünyasında Ölüm Nerede?

Yeni Neslin Dünyasında Ölüm Nerede?

Neden ölüyorsun anne?” “Vaktim doldu, sıram geldi. Hayır, sakın korkma bir tanem, ölüm de hayatın bir parçası. Hepimizin kaderinde olan bir şey.” Forrest Gump filminde annesini ölüm döşeğinde ziyaret eden evlat sahnesiden alıntı bu cümleler.

Ölümden korkmayan yoktur herhalde. Ölüme hazırlıksız yakalanmak da insanoğlunun kadim problemlerinden biri, çünkü kimse öleceği zamanı bilmiyor. Ancak vaktiyle hazırlığını bir ömre yayanlar ve Peygamber Efendimizin (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) “Ölümü çokça anınız” (Nesai, Cenaiz, 3) öğüdü üzerine ölümü unutmayıp sonrası için çabalayanlar, yani her an ölecekmiş gibi yaşayanlar başka. Onlar için işte, ölüm hayatın doğal bir parçası oluyor.

Biz yetişkinler ölümü unuttuğumuzda yoldan şaşma tehlikesi ile karşı karşıya geliyoruz. Özellikle yaşadığımız çağın haz ve eğlenceden ibaret atmosferinde ruha şifa olacak sağlıklı bir nefes almakta zorlanıyoruz. Ölümü anarak dünya telaşesinden uzaklaşmak ve soluklanmak pek de kolay olmuyor haliyle. Eğlence kültürü üzerine kurulu internet dünyasının içine doğan evlatlarımız içinse durum biraz daha karmaşık. Çünkü biz, bize öğretilmiş bir ölüm gerçeğini unutma tehlikesiyle baş etmeye çalışıyoruz. Çocuklarımızsa ölüm gerçeğini öğrenemiyor bile. Burada suç internette değil elbette, ondan önce anne babaların çocuk yetiştirirken her bir olumsuzluğu, sıkıntı ve korku unsurunu birer travma sebebi olarak görmelerinde.

“Adı Konmamış Çağda Yeni Anne Babalar” isimli kitapta Fatma Barbarosoğlu ve Nazife Şişman, günümüz çocuklarının dünyasında korku, ölüm ve travma meselesinin konumlandırılışını tartışıyor. Kitapta çocukların “Yakınlarının ölümlerinden haberdar edilmeleri travma etkisi yaratabilir endişesi hakimiyetini ilan etti” deniyor ve masallardaki devlerin, canavarların yanı sıra dini eğitimde temel bir yeri olan cehennem, kabir gibi tasvirlerin korkutuculuğunun çocukların psikolojilerini olumsuz etkileyeceği fikrinin öne çıktığı belirtiliyor.

Ruhumuz Ölümün İbretinden Mahrum

Pamuklara sararak büyüttüğümüz çocuklarımızın acının a’sı ile tanışmasını istemezken onların hayata karşı güçlü olmalarını istiyoruz. Bu çelişkili tutumun yanında onlardan ölümün bahsi geçmeden bir ahiret bilinci taşımalarını istememiz de yine biz anne babaları ayağından aşağı çekiyor. Ölüm bilgisinden köşe bucak kaçırdığımız çocuklarla ilgili olarak kitaptaki şu satırlara göz atmakta fayda var: “… eskiden ‘ölüm döşeği’ diye tabir edilen, hastanın son anlarına tanıklık edilen bir zaman dilimi vardı. Hasta son nefesini verirken en yakınları, konu komşu, çoluk çocuk ‘ölüm döşeği’nin etrafında hazır bulunurdu. …Günümüzde insanlar en yakınlarının son anına tanık olmayı ancak hastane şartlarında, yanlarında hastane personeli varken göze alabiliyorlar. …Kamusal alan olarak ‘ölüm döşeği’ yüzlerce yıl, orada bulunan herkese bir şekilde ölümlü olduğunu hatırlattı. Artık ‘ölmüyor gibi ölmeler’le aramızdan ayrılıyor en yakınlarımız. Üstelik çocuklar ölmüyor gibi ölmeye, çok erken yaşlarda çizgi filmlerdeki ölümler üzerinden tanık oluyorlar. Çizgi film kahramanı yere yapışıyor, üzerinden araba geçiyor, sonra tekrar toparlanıp kalkıyor. Her gün ekran üzerinden dünyanın dört bir tarafından ölüm haberleri ile besleniyoruz. Gözümüz ölüm haberleri ile beslenince ruhumuz ölümün ibretinden mahrum kalıyor.”

Çocukları üzecek, korkutacak diye birtakım gerçeklerden uzak tutma çabası üzerine kurulu dini eğitim anlayışının da sorgulanması gerekiyor. Kitapta geçen şu ifadeler de bu manada hayli düşündürücü bir noktaya temas ediyor: “Çocuklarımızı ekrandaki şiddetten, envaiçeşit yöntem ile benliklerinin saldırı altında kaldığı ‘ölüm oyunları’ndan kurtarmayınca sözlü kültürün dağarcığındaki ‘ölüm sahneleri’ni ayıklayarak, çocuklarımız için iyi bir şey yaptığımızı, onların eğitimi için titizlendiğimizi zannediyoruz. … çizgi filmler üzerinden şiddetin bin türlü simülasyonuyla muhatap oldukları halde, çocukların -bir hayvanın can verişi ‘şiddetli’ bulunduğu için- kurban kesme sürecine şahit olmaması gerektiğini düşünenler var. Böyle olunca mesela Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme kıssasını anlatmamalı mıyım torunlarıma? Halbuki ben bir masalın, bir kıssanın çocuk muhayyilesindeki karşılığını, biraz da kıssanın nasıl anlatıldığı, çevresindekilerin anlatılanlara nasıl mukabele ettiği gibi hususların belirleyeceğini düşünüyorum.”

Zaman değiştikçe birtakım usül ve kaidelerin değişmesi de gündeme geliyor. Bunlar bir yere kadar normal. Ancak bizler değişmeyen bir değeri yaşamak ve yaşatmakla yükümlüyüz. Çocuklarımıza, yeni çağa uyum sağlayabilen Müslüman kimliğini kazandırmakla memuruz. Dünyadaki her şey insanın hizmetine sunulmuştur. Eşya gibi bilgi de bizim hizmetimizdedir. Çocuk eğitiminde edindiğimiz modern bilgileri dışlamak onun hizmetini reddetmek demek ama tamamen ona teslim olmak da hizmet alan değil hizmet eden konumuna iter bizi. Bu manada pedagojinin ne dediğine kulak vermek ama çıkarımı kendimiz yapmak durumundayız. Hatta bilimin travmatik deyip mühürlediği ve rafa kaldırdığı meseleleri belki yine ondan destek alarak çocuklarımıza aktarmak durumundayız. Çocuklara ölümü anlatmak için doğru zamanı kollamak yahut ölümün gerçekten üzerinde travma etkisi yaptığı çocukların ruh halini iyileştirmek için pedagojik yaklaşımları deneyebiliriz. Hizmet almaktan kastımız tam da budur. Biz bir yoldayız. Hedefi ahiret olan bu yolda, çocuklarımızı daha iyi kullar olarak yetiştirmek için Allah’ın hizmetimize sunduğu tüm yardımcı kaynaklardan besleneceğiz ama bunun için hedefimizi, önceliğimizi unutmamamız son derece önemli.

Meselenin bir diğer boyutu ise ölüm, ahiret, çile, sınav gibi kavramların bizim hayatımızda işgal ettiği yer. Biz ölümü bir ibret değil de felaket olarak görüyorsak, çocuklarımıza da bunu öğretmiş oluruz. Yahut kurban kesilmesini şiddet veçhesiyle değerlendirirsek, çocuklarımız da öyle görecektir. Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme olayındaki hikmeti ve teslimiyeti kavrayamazsak, çocuklarımız da kavrayamaz. Hasılı her meselede olduğu gibi önce kendi algımızı düzeltmemiz gerekiyor ki çocuklarımızın algısı da sağlıklı olsun. Tabii bu, yaşına ve ruh haline önem vermeden çocuğa bildiğimiz her şeyi anlatmak manasına da gelmemeli. Bilgileri saklamamak, yokmuş gibi davranmak yerine doğru zaman ve ortamı sağlayıp çocuklara aktarmak çabasıdır kastettiğimiz. Son sözü yine kitaptan bir cümleye bırakalım: “Hayatın acı gerçeklerine karşı dayanacak gücü kazanması için zorlamak da merhamete dahil.” 

Aşağıdaki kaynaktan faydalanılmıştır:
Semerkand Aile Dergisi Sayı:188 s.32

İLGİLİ YAZILAR

ÖNE ÇIKANLAR

ÖNERİLEN YAZILAR