Hemen her genç kız annesinden hayatında en az bir kez “Bil ama yapma” yahut “Yaptığın banaysa öğrendiğin kendine” sözlerini duymuştur. Akılda kalsın diye veciz şekilde sarf edilen bu çarpıcı ifadeler, salgın günlerinde tecrübe ettiğimiz gibi dünyanın bir kararda kalmadığını gösterir niteliktedir. Zamanında annesinin bu manadaki sözlerini dinleyip önce iğne iplikle sonra makineyle dikiş dikmeyi öğrenenler, içinde bulunduğumuz koşullarda annelerine hak verip “İyi ki öğrenmişim” diyorlardır belki, kim bilir?

Dikiş Makinesi Ne Zaman İcad Edildi?
Gerek fıtri gerekse soğuk ve sıcak havanın etkilerinden korunmak için insan nesli varlığının başından itibaren giyinme ihtiyacı hissetti. Bunun için tabaklanmış hayvan derilerinden ve bitki köklerinden elbiseler yaptılar. Bazı parçaları birbirine bağlanarak yapılmış bu elbiselerin dikimine ne zaman başlandığı bilimsel verilerde hala yok. Fakat 2008 yılında Güney Afrika’daki Sibudu Mağarası’nda bulunan kemik dikiş iğnesi, yaklaşık 60 bin yıl önceye tarihlendiğinden dikiş iğnesinin tarihi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Kemik iğne akabinde yerini bakır, bronz derken çelik iğneye bırakır.

Dikiş Makinesini Kim İcad Etti?
Kimilerine göre Charles Weisenthal ilk dikiş makinesinin mucidi kabul edilirken resmi kayıtlara göre 1790’da İngiltere’de deri ve çadır bezi dikebilen makineyi icat eden fakat pazarlayamayan Thomas Saint, dikiş makinesinin ilk mucidi kabul edilir. Teknik donanımı sonraki çalışmalara göre son derece düşük de olsa üretilip pazarlanabilen ve bugün Londra’da Science Museum’da sergilenen makineyi ise Fransa’da terzi Barthelemy Thimonnier icat etti. Hatta dünyanın ilk dikiş makinesiyle üretim yapan elbise fabrikasını açtı ve ordu için kıyafetler üretti. Fabrikasında çıkan bir yangın sonucunda fabrika ve içindekiler kullanılamaz hale gelince ömrünü fakirlik içinde bitirdi.
Dikiş makinesiyle ilgili çalışmalar farklı ülkelerde devam etmiş; mesela 1810 yılında Almanya’da Baltahasar Krems şapka dikmek için bir makine, 1833 yılında Amerika’da Walter Hunt çift dikiş yapan makine, 1842 de John Greenough ise iğnenin tamamen kıyafetin üzerinden geçtiği bir makine yapmıştır. Bütün bu sayılan isimler dikiş makinesinin gelişimine katkı sağlamıştır.
Bir başka önemli mucit ise ismine hepinizin aşina olduğu Isaac Singer’dir. Boston’da 1851 yılında bir makine dükkanında çalışırken, kendisinden bir dikiş makinesini tamir etmesi istenir ve bu sayede Singer, tamir ettiği makineden ilham alarak bir dikiş makinesi yapar. Ancak Singer’in yaptığı bu dikiş makinesinin o güne kadar üretilenlerden bir farkı vardır. Singer’in makinesine kadar yapılan icatlar daha çok erkeklerin kullanımına uygun ve ağır makineler olmuştur. Fakat Singer, kadınların kullanımına uygun, diğerlerine göre daha estetik ve taşınabilir bir dikiş makinesi icat etmiştir. Neticede birkaç ülkede yapılan dikiş makinesi icatları önce Amerika’da piyasaya girmiş sonrasında ise pek çok ülkeye ve elbette Türkiye’ye gelmiştir.

Reklam Yoluyla Dikiş Makinesinin Türkiye’ye Gelişi
Dikiş dikmek Osmanlı kadınına yabancı bir meziyet değildi. Ta çocukluk zamanlarından sökük dikmek ile başlardı dikiş öğrenimi. Gelin olunca evini çevreye ihtiyaç duymadan çevirip döndürsün diye anneler hatta konu komşu tarafından kızlara el birliği ile dikiş dikmek öğretilirdi. Bunun sonucunda evlenme çağına gelen her genç kız çarşaf, düğme, pantolon paçası dikmeyi, ilik açmayı, eskimiş bir elbiseyi yenilemeyi bilir hale gelirdi.
Dikiş makineleri Anadolu coğrafyasındaki evlere gelmeden önce, özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde çıkan kadın dergilerinde terziliğe dair biçki-dikiş teknikleri sütunlara yansırdı. Her fırsatta hanımların dikiş bilgisine sahip olması gerektiğinin önemine vurgu yapılarak dergilerde “Bu elbiseyi kendiniz dikebilirsiniz” notu yer alırdı. Osmanlı sarayında dikiş işlerinin yapıldığı yere “Terziler odası” denilirdi. Ustabaşı, kalfa, çırak olarak isimlendirilen terziler, acemi ocağından alınıp yetiştirilirdi. Bunlardan sorumlu olan kişi terzi başı, onun da sorumlusu hazine kethüdası idi. Haremdeki cariyeler ise istisnasız ve bu işi meslek edinmiş hanımlar tarafından verilen özel derslerle dikişi öğrenirlerdi.
Singer’in ürettiği dikiş makineleri 1880’de ülkemize gelmeye başlamış, talebin yoğunlaşması üzerine 1904’te İstiklal Caddesi’nde ilk Singer bayii açılmıştır. Talep ve üretim arttırılmak istenince dönemin gazete ve dergilerine reklamlar verilmiş; ilk reklam Servet-i Fünun gazetesinde yayınlanmıştır. Gazetede yayımlanan slogan ise şöyledir: “Sahib-i zeka olan her zat, Singer makinalarının, mevcut bulunan dikiş makinalarının en alası olduğunu bilir.” Yine 1930’larda Türkiye pazarına giren Çek markalı dikiş makinesi Zetina da “Zetina dikiş makinesi, her gelin kızın rüyası…” sözleriyle bugün dahi pek çoklarımızın kulağında yankılanan reklam sloganıyla talepleri üzerine çekmiştir. Sloganların yanı sıra her iki dikiş makinesi de ilgi çekici görseller ve evlerde nasıl kullanılacaklarına dair açıklamalarla gazete ve dergi manşetlerinde hayli zaman kalmıştır.

Terzilerin Piri Olan Peygamber
İslam ile bütünleşen medeniyetimizde esnaf ve zanaatkarların uyması gereken kural ve terbiyenin yer aldığı Fütüvvetnameler’de Hz. İdris’in (aleyhiselam) terzi ve terzilerin piri olduğu belirtilir. Şu halde sözünü ettiğimiz tarihi kayıtlardan ve mucitlerden daha evvel de dikme işlevi ve temel araçlar biliniyor ve kullanılıyordu.
Aşağıdaki kaynaktan faydalanılmıştır:
Semerkand Aile Dergisi Sayı:177 s.12